T.C. MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü
  • /
  • Kitap

Kitap

MÜLTECİLİK VE VATANDAŞLIK 

Göç Çağında Aidiyet, Haklar ve Gelecek Sorunu

Açık erişim! Kitabın PDF'sine ulaşmak için: Maugöç/Kitap/Mültecilik ve Vatandaşlık

İster sömürülenin veya bastırılanın geri dönüşü, ister elinden alınan hayatı geri alma arzusu, isterse de zulümden kaçıp bir sığınak bulma çabası diyelim, ortada hiç kimsenin kendisinden kaçamayacağı bir “mültecilik durumu" var ve bu durumla yüzleşmek hem sosyo-politik hem de doğal bir zorunluluktur. Yani, bu zorunluluk sadece sosyo-politik birtakım düzenliliklerden dolayı değil, aynı zamanda "mültecilik durumu"nun bizatihi kendi yönelimlerinden veya doğasından da kaynaklanır. Çünkü mültecilerin tamamına yakını, kendilerini arafta bırakan bu "mültecilik durumu"nu kalıcı bir şekilde sonlandırarak iltica ettikleri yerlerde yerleşik olmaya çalışırlar. Bu sebeple, yapılacak ilk şey, yeniden oluşmaya başlayan "biz"deki "mültecilik durumu" payını da yeterince dikkate alan siyasalar geliştirmektir. Bu siyasaların ise, yeniden oluşan "biz"in ortak mutluluğunu temin edecek stratejiler üretmesi gerekiyor. İşte bu kitabın hareket noktası, mülteci olarak, göçmen olarak, vatandaş olarak ve şu ya da bu sosyo-politik yönetim kademesindeki kişiler olarak "biz"in bileşenlerinin bulundukları konumlardır. Kitap bu konumlardan yola çıkarak "biz"in “ortak” geleceğine yönelik sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve akademik üretimlerin imkânlarını araştırıyor. Hiç kuşkusuz bu durum, ikinci bir düzlemi, yani tüm içeriğiyle birlikte "biz"in ortak toplumsal kültürüne meşru özne olarak tüm bileşenlerinin katılımını sağlayacak bir zeminin kurulumunu gerekli kılar. Zira meşru özneliği askıya alınmış mülteci, her ne kadar somut varlığıyla bir öznelik icra ediyorsa da, toplumsal kültüre katılımın meşru kanallarının kendisine açık olmayışı, onu “biz”in dışında kalan “eksik” bir özne haline getiriyor. Aksi takdirde, -bu eksikliğin sonraki kuşaklara tevarüs etmesi durumunda- kendisinin de dâhil olduğu toplumsallığın bütün yüzeyi için çok daha karmaşık ve sorunlu bir haliyle yüzleşmek zorunda kalınacaktır. Elinizdeki kitap, vatandaşlıkla başlayacak bu kanalları açmayı bir tercihten ziyade zorunluluk olarak görüyor.

 

GÖÇ, AİDİYET VE SİYASET

Toplumsallığın Göçebe Halleri

Bugün dünyamız, birçok açıdan, Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinin kahramanı, Gregor Samsa’nın bir metamorfoz geçirdiğinin ayırdına vardığı sabahı yaşıyor. Eserin, çoğumuzun bildiği ilk satırı şöyledir: “Gregor Samsa, bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş bulur”. Bizler de, yeni bir dünyaya gözlerimizi açtığımızın farkındayız artık. Dünya nüfusu, yaşanmakta olan göç hareketleriyle, tarihte hiç olmadığı kadar bir hareketlilik yaşıyor, iç içe geçiyor. Bu hareketlilik veya iç içe geçiş, toplumlar arası ilişkileri, bireyler arası ilişkileri, siyasal ilişkileri, ekonomik ilişkileri ve daha birçok şeyi radikal bir biçimde değiştiriyor. Dinler, diller, renkler, gelenekler, düşünceler, zevkler, eğilimler, yemekler, kıyafetler, kısacası hayat tarzlarını oluşturan bütün unsurlar, her an karşılaşma halindeler. Bu da çok doğal olarak, kimsenin daha önceki koşullarıyla yaşayamayacağı biçimlerde yaşamaya sevk ediyor hepimizi. Artık hiçbir topluluğun, kendi kapalı dünyasında, ötekilerden uzakta yaşama şansı bulunmuyor. Hiçbir ülkenin bu durumu gözardı ederek politika üretme şansı yok. Bu, paradigmatik bir değişimdir ve bu değişimin motorunu, küresel bilgi ve sermaye akışından çok daha fazla ve önce, kitlesel insani hareketler, yani göçler oluşturuyor. Belki de “tersine-küreselleşme” diyebileceğimiz bir dünya hali, insanlık halini yaşıyoruz. Kuşkusuz bütün radikal değişimler gibi, bu değişim de sancılı olacak ve oluyor da.

 

GÖÇ, KENT VE UYUM

Yükseköğrenimde Göçmenler

Bir yanda, sadece son birkaç on yılda yüz milyonu aşkın insan, ya terk ederek ya da zorla çıkarılarak, evlerinden ayrılmak ve bilmedikleri ama “kurtuluş imgesi” olarak gördükleri bir dünyaya doğru yollara düşüyor. Daha evlerinden çıkamadan ölenler, yollarda ölenler, vardıkları yerlerde ölenlerin sayısı bile bu değişimin ıstırabı olarak yeterlidir. Diğer taraftan, özellikle batıda yükselen milliyetçilikler, yabancı düşmanlığı, islamofobi gibi eğilimler, bu göç hareketlerinin veya yeni durumun zihinlerinde bıraktığı soru ya da sorun yumakları eşliğinde, kaybolmakta olan homojenliklerinin ya da üstünlük vehimlerinin son bulmasına duyulan öfkenin, üzüntünün dışavurumu olarak okunabilir. Bu, geri dönüşü olmayan ve engellenemeyecek olan geleceğin ayak izleridir. Buna direnmek yerine, onu nasıl hepimiz için daha az zaiyatla karşılayacağımızın, hepimiz için mümkün bir geleceğin tasavvurlarını üretmenin yollarını aramalıyız. Dolayısıyla asıl ıstırabı yeni bir rahimde tutunmaya çalışanlar daha çok yaşarken, imtihanı da ona ev sahipliği yapanlar yaşıyor. Bu ev sahiplerinden biri de biziz ve birlikte yaşadığımız ve yaşayacağımız yeni komşularımız, arkadaşlarımız, hocalarımız, öğrencilerimiz, işverenimiz, çalışanımız ve akrabalarımızla eşit ve adilce birarada yaşayabileceğimiz bir dünyayı, yine birlikte inşa etmek durumundayız.

T.C. Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğü