• /
  • Sempozyum Bildiri Çağrısı

Sempozyum Bildiri Çağrısı

26. Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumu

 AKADEMİ VE SİYONİZM:

Siyonizmin Sonu ve İnsanlığı Geleceği

 

Mardin Artuklu Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl 26’ncısını, Mardin’de ise üçüncü kez düzenleyeceğimiz Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumu’nun ana temasını “Akademi ve Siyonizm: Siyonizmin Sonu ve İnsanlığın Geleceği” olarak belirlemiş bulunuyoruz.

Geçtiğimiz yıl “Siyo-Soykırım, Uluslararası Toplum ve Küresel Vicdan” başlığı altında İsrail’in Filistin topraklarında yürüttüğü saldırıların yol açtığı vahşeti ve uluslararası toplumun sessizliğini tartışmıştık. Bu yıl ise, söz konusu sorgulamayı derinleştirerek Siyonist projenin mevcut haliyle varlığını sürdürme imkânlarını, bu yapının ekonomik, hukuki ve teknolojik dayanaklarını ve küresel çapta yarattığı tehditleri ele almayı hedefliyoruz.

Birleşmiş Milletler’in işgal altındaki Filistin toprakları özel raportörü Francesca Albanese’nin de ifade ettiği üzere İsrail, “işgal ekonomisinden soykırım ekonomisine” geçiş yapmıştır. Gazze’deki soykırım, durdurulmamış; aksine Batılı devletlerin, şirketlerin, finans kurumlarının ve teknoloji devlerinin kârlarını artıran bir sürece dönüşmüştür. Bu bağlamda İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarını bir “Filistin Laboratuvarı”na dönüştürmüş; gözetim, kontrol, biyometrik veri toplama ve askeri teknolojiler bu laboratuvarda test edilerek küresel çapta otoriter/militarist/soykırımcı rejimlere ihraç edilmiştir. Bu durum, İsrail Modeli olarak adlandırılabilecek yerleşimci, apartheid ve etnokratik bir yapının yalnızca Filistinliler için değil, insanlık için de bir tehdit oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Hukukun çözülmesi, şirketlerin ve hükümetlerin bu “hukuksuzluk ekosistemi”nden beslenmesi, uluslararası toplumun ise etkisiz kalması küresel düzenin meşruiyetini derinden sarsmaktadır.

Sempozyum, bu bağlamda özellikle dört kritik boyutu gündeme taşımaktadır. İlk olarak, İsrail’in işgal ve soykırımı yalnızca askeri bir strateji olarak değil, aynı zamanda kârlı bir ticari girişim olarak örgütlemesi tartışılacaktır. “Soykırımın ticarileşmesi” olarak adlandırılabilecek bu süreç, Filistin topraklarını bir tür küresel laboratuvara dönüştürmüş; insansız hava araçları, gözetim sistemleri ve biyometrik teknolojiler burada test edilerek dünya piyasalarına sunulmuştur. Bu durum, İsrail’i yalnızca bir “askeri garnizon” ya da militarist bir “Sparta devleti” olmaktan öte, soykırımı ekonomik ve teknolojik bir ihracat modeline dönüştüren bir aktör hâline getirmiştir.

İkinci olarak, bu laboratuvarın yarattığı sonuçlardan biri olarak uluslararası hukukun çözülmesi ve “İsrail Modeli”nin küresel ölçekte ihraç edilmesi incelenecektir. Yerleşimci, apartheid ve etnokratik karakteriyle İsrail, yalnızca Filistinlilere yönelik sistematik soykırımı derinleştirmekle kalmamakta; aynı zamanda bölgesel düzeyde sürekli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Uluslararası teamülleri ve hukuki normları ihlal eden bu kural tanımaz tutum hem bölgesel güvenliği zedelemekte hem de İsrail’in giderek artan ölçüde diplomatik izolasyona sürüklenmesine yol açmaktadır. Bu “işgal teknolojileri”nin ve işgalden türeyen kontrol yöntemlerinin başka devletlere pazarlanması ise, İsrail’in yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir tehdit üretmesine neden olmaktadır.

Üçüncü olarak, tüm bu sessizlik ve iş birliklerine rağmen yükselen küresel vicdanın rolü öne çıkmaktadır. Siyonist baskılara ve uluslararası sistemin edilgenliğine rağmen, dünyanın farklı bölgelerinde sivil toplumdan yükselen güçlü ve kararlı itirazlar, insanlık adına umut verici bir tablo sunmakta; adalet temelli yeni bir vizyonun inşasına katkı sağlamaktadır. Bu itirazlar, İsrail’in kural tanımazlığı karşısında uluslararası toplumun yeniden şekillenen sorumluluklarını ve küresel vicdanın dönüştürücü gücünü görünür kılmaktadır.

Son olarak ise, Gazze direnişinin sembolleştirdiği insani değerler üzerinden daha adil bir gelecek tahayyülü gündeme getirilecektir. Filistin halkının gösterdiği direniş, yalnızca İsrail’in kolonyalist işgaline karşı bir varoluş mücadelesi değil, aynı zamanda insanlık onurunu ve adalet arayışını merkeze alan evrensel bir çağrıdır. Bu çağrı, mevcut uluslararası düzenin işlevsizliğini ifşa etmekte; etnokratik ve yerleşimci bir devlet olarak varlığını sürdüren Siyonist yapının kaçınılmaz sonunu tartışmaya açmakta ve adalet temelli yeni bir küresel düzenin inşasına kapı aralamaktadır.

Akademisyenleri, hukukçuları, araştırmacıları, sivil toplum temsilcilerini ve entelektüelleri akademik sumud ruhuyla, bu hayati konuları tartışmak, Filistin çalışmalarına katkı sunmak ve insanlığın geleceği için adalet temelli yeni vizyonlar geliştirmek üzere sempozyumumuza davet ediyoruz.

T.C. Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğü