• /
  • HABERLER
  • /
  • Ortadoğu’da Değişen Dengeler Üniversitemizdeki Panelde Masaya Yatırıldı

Ortadoğu’da Değişen Dengeler Üniversitemizdeki Panelde Masaya Yatırıldı

Üniversitemiz geçtiğimiz Cuma günü Ortadoğu’da Dengelerin Yeniden İnşası Paneli vesilesiyle alanında uzman isimleri ağırladı.

Panelin açılış konuşmasını yapan rektörümüz Prof. Dr. İbrahim Özcoşar şunları söyledi:

“Tuhaf bir paradoksla başlayayım. Bizim de başlıkta kullandığımız Ortadoğu kavramı ve bu kavrama yönelik bir itirazla başlamak ne kadar doğru olur bilmiyorum. Paradoksun merkezinde tam olarak Ortadoğu’nun kendisi var. Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım: Yaşadığımız çağda bütün bir insanlığın kriz içinde olduğunu ve bu krizin önemli sebeplerinden birinin bilimin yanlış kullanılması ve kurgulanması ya da başka bir ifadeyle “bilim krizi” olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde.  Peki nedir bilim krizi? “bilimin, doğayı ve insanlığı kendi hizmeti altına almaya ve sömürmeye kendini adamış bir medeniyet/batı medeniyeti tarafından kurgulanması” veya gönül ve zihin dünyamızın ifadeleriyle söyleyeyim “Bilimin ilim, irfan, hikmet denkleminden uzaklaşıp, materyalist alana taşınması ve sömürünün aracı haline getirilmesi” bugün bilim krizi dediğimiz şeyin ta kendisidir.  Bu yönüyle baktığımızda modern dönem ve sonrasında kutsanan bilimin karanlık ve endişe uyandıran bir yanı var.  

Birkaç yüzyıldır kendi teorisini, kendi tanımlarını oluşturamayan bir coğrafyanın evlatları olarak, bilimin  bu karanlık ve endişe uyandıran yüzüyle her an karşı karşıyayız. Kendimizi tanımlayamadığımız, biz buyuz diyemediğimiz, “siz şusunuz” direktifleri karşısında çaresiz bir kabullenme içinde kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz.  Bunun en bariz örneğini üzerimize kâbus gibi çöken “Ortadoğu” ve “Ortadoğulu” isimlendirmelerinde-kavramlarında görebiliriz. İçeriği, sömürü düzeninin stratejileri çerçevesinde dönemsel olarak yenilenen bu iki kavram, öncelikle ve özellikle bizleri Ortadoğu olmaya iten bilimsel teorilerle beslendi. Bu teorilere karşılık kendi tanım ve teorisini üretmeyen/üretemeyen geniş kitleler için Ortadoğulu olmaya rıza göstermek dışında seçenek de kalmadı.

Yıllar önce Artuklu üniversitesinden bazı akademisyen arkadaşlarla birlikte çalışmalarımızın amaç ve imkânlarını şöyle ifade ederek bu soruna değinmiştik: Modern dönem ve sonrasında toplumun farklı kesimleri gibi akademiyi de şekillendiren dayatmalara dair herşeyi “yeniden düşünmek” gerektiğine inanıyoruz. Bu bağlamda, popülizm dalgalarına kapılmadan, kültürel ve entelektüel sömürüyü alt etmeye yönelik kavramsallaştırmalar ve ortak entelektüel çabalarla “Doğu/Ortadoğu” sembolü üzerinden bütün bir insanlığın edilgenleşmesinin/nesneleşmesinin önüne geçilebilme imkânlarını araştırıyoruz. Bu “imkân”ın; “bilginin; ilim, irfan ve hikmet denkleminde yeniden üretilmesi” ve “kendi coğrafyasının zengin ilmi ve kültürel sermayesini dikkate alan ve değerlendiren, akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi akademisyen/âlimler yetişmesi”  ile gerçekleşeceğini düşünüyoruz.”
Artuklu Üniversitesi bugünkü vizyonu da tam olarak bunu yapmaya yönelik bir içerik kazanıyor.  

Bilim krizinin önemli bir yansıması da dünyanın edilgen coğrafyalarında entelijansiya, akademisyen, bilim insanı da denen geniş epistemik köleler ortaya çıkarması. Bu kölelik kendi coğrafyasının özne olma çabalarına karşı temkinli hatta tepkili bir yaklaşımla bilimin izzetine gölge düşüren teoriler üreten bir emperyal yancılık şeklinde kendini gösteriyor.  Bu yaklaşımlara göre Ortadoğu kendini değiştirecek bir öz iradeden yoksundur ve bu coğrafyada her özne olma çabası birilerince tevdi edilen görevleri yerine getirmenin ötesinde anlam taşımamaktadır.  Yine bu yaklaşımın ana çıkış noktalarında biri “tarihin sonu” teorilerinin örtülü  bir şekilde gönderme yaptığı gibi batının mevcut emperyal iktidarının baş edilemez bir güce ulaştığı ve bununla mücadelenin anlamsız olduğu, bütün yönleriyle bu güce tabi olma dışında alternatifin olmadığı düşüncesi oluşturuyor. Bizim bu yaklaşım ve varyantlarına pür akademik bilimsel bir itirazımız var. Ama açıkça ifade edeyim ki bu itirazdan çok daha anlamlı ve önemli olarak bu yaklaşıma itikadi bir itirazımız olmalı. Çünkü biz…

Bahsettiğim bu krizlere rağmen yaşadığımız coğrafyanın oldukça umut verici bir yönü var ki,  yeniden özne olma ihtimalimizi oldukça mümkün bir imkâna dönüştürebilecek bir özellik taşıyor. Bu yön, bu özellik modern dönem emperyalizmine karşı son 150 yıldır bazen zayıf bazen güçlü bir görünüm kazanan anti-emperyalist tutumumuz. Bu tutum ilk kez kendini ittihad-ı islam düşüncesi olarak gösterdi.  19. yüzyılın sonlarından itibaren ittihad-ı İslam olarak kavramsallaştırılan geniş spektrumlu duruşun, emperyalizme karşı oldukça özgün bir duruşu vardır. Bu özgünlüğün temel dayanağı anti-emperyalist bir tutumu modern formlarda sunan ilk devrimci yaklaşım ve praksis olmasıdır. Bu tutum salt politik bir söylem bir retorik olmanın ötesinde İslam dünyasının farklı bölgelerinde milis kuvvetleri oluşturmaya varan oldukça pratik bir uygulamadır.   Hamidiye alayları, Yemen Alayları, Trablusgarp ve Bingazi alayları tam olarak Osmanlı Devleti’nin tüm çaresizliğine karşı oluşturduğu anti-emperyalist yapılardır ve uzun yıllar emperyalist devletlerin işini oldukça zorlaştırmışlardır.

Bugün Türkiye’nin Ortadoğu’da,  Barış Pınarı gibi askeri harekâtları da içeren politikalarını bu tutumun bu duruşun bir, belki de birkaç ileri seviyesi olarak okumak gerektiğini düşünüyorum. Bu coğrafyanın yeniden özne olma iradesinin tecellisi olarak bu politikaların tarih içinde ayrı bir öneme sahip olacağına inanıyorum.  

Ancak bu özne olma iradesinin sadece politikacılar ve askerlerin yürüteceği bir süreç olmanın ötesinde toplumun farklı kesimlerinin de katkı sunması gereken bir süreç olduğu aşikardır.  Özellikle akademisyenlerin bilim insanlarının, düşünen-yazan kitlelerin bu sürece sunacağı katkının azımsanmaması gerekiyor. Bugünkü çalışma da tam olarak bu amaca matuf bir çalışma olarak planlandı. Bu coğrafyanın özne olma iradesinin şekillenmesine yönelik olarak yaşadığımız dünyaya dair yeni okuma biçimlerini konuşmak tartışmak istiyoruz. Bu bağlamda telafi edilemez kopuşlar ve edilgenleşmenin önüne ortak entelektüel çabalarla geçilebilmeyi ve yaşadığımız coğrafyada ortak gelecek tasavvurunu ve özne olma iradesini gündeme taşımayı istiyoruz”.

İki oturum halinde düzenlenen panelin ilk oturumu Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi SBF Dekanı Prof. Dr. Kudret Bülbül’ün moderatörlüğünde ve “Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Orta Doğu Politikalarında Son Dönemde Yaşanan Değişim” başlığı altında yapıldı. Birinci oturumda İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve ORSAM Başkanı Prof. Dr. Ahmet Uysal “Rusya ve AB Dış Politikasında Ortadoğu ve Suriye”, İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav “Suriye Krizi Sürecinde İsrail’in Suriye Yönelik Politikaları”, aynı üniversiteden Doç. Dr. Veysel Kurt “ABD’nin Ortadoğu Güvenlik Mimarisindeki Rolünde Yaşanan Değişim”, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Bilgehan Alagöz “İran’ın Suriye Politikası” ve üniversitemiz öğretim üyesi Dr. Necmettin Acar “Körfez Ülkelerinin Suriye Politikası” başlıklı konuşmalar yaptılar.

Üniversitemiz öğretim üyesi Doç. Dr. Feridun Bilgin’in moderatörlüğünde “Suriye’de Yaşanan Gelişmelerin Türkiye’nin Ulusal Güvenliğine Etkisi” başlığı altında yapılan ikinci oturuma ise AK Parti Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay “Sahada ve Masada Barış Pınarı Harekâtı: Stratejiler ve Hedefler”, GENAR Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş “Suriye’de Barışın Sağlanmasında Türkiye’nin Rolü”, Türk Kızılayı Genel Müdürü Dr. İbrahim Altan “Suriye’de İnsani Dramın Çözümüne Yönelik Türkiye Yardım Kuruluşlarının Katkıları” ve TVNET Yayın Müdürü İsmail Halis de “Batı Medyasında Barış Pınarı Harekâtına Yönelik Kara Propaganda” başlıklı konuşmalarıyla katıldılar.

Soru-cevap faslıyla devam eden program, rektörümüz Prof. Dr. İbrahim Özcoşar’ın panelistlere plaket takdimiyle sona erdi. Paneli il protokolü, öğrenciler ve kalabalık bir dinleyici kitlesi takip etti.